Yol yürümek içindir, yola girildi mi seyir halinin cezbesi insanı o yol boyunca seyretmek yönünde çeker. Manzaralar değişir, yol daralır, genişler, taşlarla, çukurlarla dolu olabilir, tekrar otobana bağlanılır son sürat devam edilir. Tüm bu haller insan içindir! Tüm bu halleri tecrübe etmek, bunun içerisinden geçebilmek ve yola devam edebilmek...
Bir an gelir ki insan denen şey yolun kendisi olmuş! O yolda hem kendi bir yolcu hem de yolculuğa çıkmak isteyenlere bir yol olmuş. Bir vakit gelir ki, yol ortadan kalkar yaşayışın kendisi denen hal her yere, her şeye yayılır ve o gidişin kendisi olur insan!
Tüm bu fazları geçirirken yığınla hallerden, haletlerden geçilir. Önce yol ne bilinmez, yaşamın hay huyu içerisinde. Sağa sapılır, sola sapılır, çıkmaza girilir, tekrar dönmeye çalışılır, arapsaçına dönmüş belirsiz bir istikamette turlar atılır adeta. Yavaş yavaş girilen yolların benzerlikleri gözüne çarpar insanın. Yahu ben buradan geçmiştim galiba, ben böyle bir hadise yaşamıştım, evet evet, farklı gibi görünüyor ama adeta yaşadığımın bir benzeri sadece yüzler farklı, mekanlar farklı, zamanlar farklı demeye başlar. Farkındalık yavaş yavaş kendini hissettirir. Vicdan denen iç sesiyle, hakikat kanalıyla buluşur insan. Varlığıyla olan bağlantısı kuvvetlenmeye başlar. Varlığının mevcudiyetini "ben kimin, neden buradayım, hizmetim neyedir?" sorularıyla sorgulama dönemindedir artık. Sorular cevaplarla beraber gelir, her soru bir cevaptır. Bir yola girilmiştir, zorlu bir yoldur ama ahenktendir. Hayatı anlamak için çabaladıkça hayat da anlaşılmak üzere açar kendini.
İşte tüm bu kademeleri geçişte varlık belli dönemeçlere gelir. Orada sür efor gerekir, hedefi ucuna iliştirdiği istikametini kaybetmemek ve yoldan çıkmamak için. Orada tökezlemeler, hadiselenmeler, dalgalanmalar artar. Bünyede mevcut olan tüm realiteler kuşatır adeta tekrardan, biz buradayız diye "korkutmaya" çalışır. İşte o noktada endişe, hüküm, beklenti olmadan, korkulara prim vermeden, geçmişin pusu, geleceğin hülyasına dalmadan, dinamik ama bir o kadar dingin ve tedbirli bir şuur seviyesinde ihtizaz etmesi gerekir varlığın. Burada cehit olmazsa olmaz gerçek! Bu cehit o dönemeçten savrulmadan dönebilmeyi ve yeni olana yönelebilmeyi sağlar. Adeta "sıyrıl, sıçra, yerleş" hallerini peşi sıra yaşatır varlığa. Geride bırakılması gerekenden alınması gereken alınır, tasfiye edilir yani ondan SIYRILINILIR! Yüklerinden, ağırlıklarından kurtulduktan sonra süratli ve yüksek bir SIÇRAMA yapılır! Yeni olan alana YERLEŞİLİR! Tüm bu merhalelerde de cehit olmazsa olmazdır.
"Hakiki cehit, varlığın fikir düzeyinde taşıdıklarını fiil düzeyinde uygulaması için ortaya koyduğu güçtür!"
Yol ahenklidir, ahenktendir, ahengin kendisidir! Cehit dahil olunan yolda bu ahengi görmenin temel taşıdır!
"Ahenkli bir nizam olan, kâinat"
Sevgi, güzellik, ahenk...
Birbiri ardına dizilmiş, birbirinin tamamlayıcısı, birbirinin içinden birbirini doğuran trinite. En süfli manâda dünya hayatında bilinen sevgi, güzellik, ahenk kavramları olmakla beraber bu dünya hayatı içinde tadına bakamadığımız, cennet meyvesi denilen lezzetteki bu kavramların orijinaline uzanmak, onları anlamaya çalışmak, kapalı devre olan dünya içerisinde bunun kırıntılarına ulaşmak ve ondan olmaya çalışmak ne büyük bir sevgi, güzellik, ahenk!
Sevmekle başlar her baktığında güzeli görmek...Sevdikçe güzelleşir muhitimiz, daha parlak olur renkler. Tabiat ışıldar adeta buna temas edenlerin gözlerinde, şuurlarında. Ahenk kendini gösterir. Tabiattaki akış, yeni bir fide, rüzgarla geçip giden bulutlar, savrulan yapraklar, hepsi ahengin yansımalarıdır.
Peki kolay mıdır bu dünya hayatında ahenksiz görünenlerin de ahenkten olduğunu kabul edebilmek? Anlayabilmek? Her şeye rağmen ondaki güzelliği, ilâhî nizamı, kudretin uzantısını görebilmek? Ve kolay mıdır bunu da sevebilmek, kabul edebilmek?
Güçtür ama 'güç'tür! Bunu anlamak isteyen, hakikat perdesini aralamak isteyen için bu güçlüklere rıza göstermek, bunun taleplere binaen inşa edildiğini kabul edebilmek, bunun idrake götüren yollarda adeta nişaneler olduğunu bilerek, sevmeye daha çok sevmeye cehdederek devam edebilmek gerekir. Bu yol üzre olan bunları tasfiye ederek yollarını açmaya devam eder. Âlemin müntehasına doğru yol alır ve son noktada kendini tasfiye eder, âlem dışına fırlatır adeta. Yani sevginin, güzelin aşikar olduğu mekânlara, âlemlere doğru geçiş yapar. Daha da ötelerine doğru uzanabilmek iştiyakı, susuzluğu netlik ve kesintisizlik arayışı varlığı sevmekten başka yapılacak bir şey olmadığına doğru seve seve 'zorlar'.
'Ancak idrak edenler mesuliyet ve mecburiyet duyarlar.' Her şeyin her şeyle bağını görebilmek, kurabilmek için kızak vazifesi gören sevgi olmadan ilerlenemeyeceğini anlamış birisi için bundan daha tatlı, daha güzel, bir o kadar da daha çok cehit, sevgi, sadakat, usul, edep ve istidat yüklü bir yol yoktur. Vazife bunu tezahür ettirebilmektir! Kapsam kazandırmak, kendinden ettiğini kendinden taşarak paylaşmaktır! Sevmek burada gizlidir, güzellik burada gizlidir ve ahenk burada sirküle olur!
'Bir insanı sevmekle başlar her şey' Önce kendini sevmek sonra her şeyi sevmekle biter her şey...
Seviniz; sevmedikleriniz de dahil her şeyi seviniz.
Ve sizin onlardan, onların da sizden ayrı olmadığını idrak etmeye çalışarak seviniz.
Seviniz.
Birbirinizi incitmeyecek, kıramayacak kadar seviniz.
Hakikatte çirkin yoktur.
Çirkinlikleri güzel görecek kadar seviniz.
Biliniz ki Tanrı'nın size sunduğu en mühim anahtar sevgidir.
Onu kullanınız.
Kin, hırs, intikam gibi şeyler sevginiz içinde eriyip gitsinler.
Ve siz her şeyi sevmekle, en kudretli insan olacağınıza inanınız.
İnsan mabet, sevgi ibadettir.
Bir insanı ise yalnızlıktan kurtaran şey sevgidir.
Her şeyi sevebilen ise hiçbir zaman yalnız kalmaz.
Seviniz, sevginiz insana [beşere] olsun, hayra olsun, müspete olsun.
Sevginin en asil ve en müspet ifadesi, bilerek insanlara [beşerlee] hizmet
etmektir.
Fedakârlık bunun mayasıdır.
Tolerans, bunun tadı tuzudur.
"Ahenkli bir nizam olan, kâinat"
Bu bir başlangıç ve çok ihtimam gösterilmesi gereken bir durum.
Başlangıç varlık için sonuçları da içinde barındıran an'lar toplamı adeta. Her başlangıç, her teşebbüs bir sonuç mesabesinde. Oysa bizler sonucu elde etmeye hevesliler olarak dört nala ona doğru ulaşmak üzere koşuyoruz.
Başlamaktır, adım atmaktır, niyet etmektir aslolan biz varlıklar nezdinde. Ortaya gereken cehdi, sevgiyi, bilgiyi koymak, ahlaktan ödün vermeden, eüzü-besmele çekerek başlamaktır her işe, oluşa, fiile...Eüzü-besmele yani "taşlanası şeytandan rahim ve rahman olan Allah'a sığınmak" mühim bir düsturdur zira elimizden gelen ortaya konmuş gerisi Kader Mekanizması'nın çoklu bağlantılarla tanzim ve tensip ettiği dizilişlere emanet edilmiştir.
Başlangıcın kendi orijinal sonucuyla nihayetlenmesi bir taleptir, özlemdir, bekleyiştir, boyun eğiştir lakin bu haletin yarattığı sükunet, tevazu, tevekkül kelime manalarının görünenindeki pasiflikten ziyade dinamik bir hali ifade etmektedir. Pasiflik barındırmaz içinde, itiştirip çekiştirmeyi de. Kıvamlı, usulü, edebi olan bir harekettir.
"Sonu aradığınıza göre başlangıcın perdesini açtınız mı? Son orada olacak. Mesut o kimsedir ki başlangıçta duracak ve sonu bilecek ve ölümü tatmayacak” ahenkten bir parça olan, ahenk olan Hz. İsa'nın dediği gibi başlangıcın ne kadar başında ve farkındayız ki sonun peşinde koşmaktayız...
Başlangıçla sonu "bir" etmek isteyenlere, bunun için ahit etmişlere ve ahdinin henüz farkında olmayanlara sevgiyle, hürmetle...
"Ahenkli bir nizam olan kâinat."